Köşe Yazısı/Kapalı Çiçekli Duvak | Aydın Derneği

Köşe Yazısı/Kapalı Çiçekli Duvak

01 Ekim 2012

Aydın'dan

Evlilik, tarihsel süreç içinde 4000 yıllık yeni bir toplumsal kurumdur. Doğada olmayan, insanın kurduğu bir kültür kurumudur. Her kültür olayı gibi zamanla değişen, yeni biçimler alabilen, kadın ile erkeğin birlikteliği ile gerçekleşen en küçük toplum birimidir.

Evlilik düğünle başlar. “Geleneksel kültürümüze baktığımızda düğün günleri bireysel hayatımız açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Her büyüyen genç kız, peri masalları gibi düğünlerle dünya evine girmek isterken; her delikanlı da yapacağı allı şanlı bir düğünle sevdiği kızı evinin hanımı yapmak ister!

Genç kızın masalsı dünyada giymek istediği giysi gelinlik ve başını süsleyen duvak (modaya uyup bazen uzun bazen kısa olsa da)  olmazsa olmazıdır. İlimizde, geleneksel kültürümüze göre yapılan düğünlerde pek farklılık yoktur. Cumadan başlayan yemekler, kına geceleri, yöresel yemekler, eğlencelerde kız evine, Oğlan (damat)evinden gelen misafirler, hediyeler, takılar, gelin alma törenleri birbirine benzer. Unutulmaya yüz tutmuş nadiren yapılan kapalı çiçekli duvak dışında. Kapalı çiçekli duvak; canlı çiçeklerden küçük demetlerin hazırlanması ve bu hazırlanan çiçeklerin gelinin başındaki duvak üzerine taç olarak oturtulması olarak tanımlanabilinir. Ancak, bu sıradan tanımın özünde, inançlar ve iyi dilekler  ve duyguların nesnelerle anlatılması yatmaktadır.

19 Temmuz 2008, oldukça sıcak bir pazar gününde Aydın’ımızın Köşk ilçesinde “gelin alma törenine” davet edildim. Gelin’e kapalı çiçekli duvak yapılacaktı. İlk kez duyduğum ve merak ettiğim bu geleneğimizi yerinde görmek ve bu anı yaşamak  için saat 14.30 gibi Köşk’teydim. Beni öğrencim Tuba karşıladı.

Gelin evine yaklaştığımız davul zurna seslerinden belli oluyordu. Kısa bir yürüyüşten sonra yemekli, davul zurnalı ve sık sık harmandalı oyununun oynandığı, gelin almaya gelmiş klasik düğün grubuyla karşılaştım. Tuba, oğlan (damat) evinden gelen kadın misafirlerin iki katlı evin üst katında, gelinle birlikte olduğunu, törenin başladığını söylediğinde, acele etmem gerektiği mesajını almıştım.    Merdivenlerden çıkarken, eve hakim olan dağ kekiği fesleğen kokusunu fark ettim. Kadınların ve genç kızların meydana getirdiği kalabalık bir girişten sonra, salona alındık. Kadın ve kızlar tarafından çember haline gelmiş grubun ortasında, beyaz kabarık bir gelinlik içinde, sandalyeye oturtulmuş gelini gördüm. Gelinin yüzü, başından, omuzlarına, sırta ve göğse döküm yaparak bele kadar inen üç pembe bir yeşil kreple örtülmüştü. Kreplerin üzerinde başını saran bant vardı.  Tuba, renkli kreplerin anlamını açıkladı; “pembe hayaller kurmuştum, yeşille muradıma erdim”

Duvağı tamamlayan “tac”ı yapmaya gelmişti sıra. Bunun için; damat evinden , kayınvalidenin de aralarında bulunduğu,  süsleme (taçlama) yapacak kadın ve akrabaların hazırladıkları ve bir tepsi içinde kırmızı, beyaz karanfillerin renk verdiği, fesleğen, mercanköşk, kekik, iğdişah çiçekleriyle kombine yapılmış , 5-10 cm. boyundaki, çok küçük demetcikler, usta bir kadına verildi. Kadın aldığı her demeti, gelinin başındaki, banta yerleştirdi  ve gelinin başı hoş kokular saçan çiçekten bir taca dönüştü. Gelin evindeki, o salondaki hüzünlü havaya ferahlık verdi. Çiçeklerin dayanıklılığı önemliydi, hemen solmamalıydı. Giderken gözyaşları kadar onu hatırlatacak kokular bırakmalıydı. Yeni evine de çiçekler kadar güzel girmeliydi. Tepside bulunan uzunca bir ipe dizilmiş küçücük mavi nazar boncuklu kuru karanfillerden (baharat olarak da satılan) yapılmış kolye oldukça dikkat çekiciydi. Gelinin boynuna takıldı. Kolyenin uçları duvak üzerinde şekillendirildi. Başındaki çiçeklerin arasından zincirli “beşi bir yerde” alnına doğru ve duvağın iki tarafına da altın bilezikler takıldı. Geline parlak taşlardan kraliçe tacı dedikleri yarım ay şeklindeki taç da yerleştirilerek süsleme tamamlandı. O kadar altının yanında kuru baharat karanfilden yapılmış kolyenin önemi ve nasıl bir anlamı vardı?

Bu sorumun cevabını gelin kızın babaannesinden öğrendim. “Biz kadınlar, kadına, hayatta 3 kez böyle hizmet ederiz. Biri doğum yaptığında, biri evlendiğinde biri de ölünce. Gelin kız çiçeklerle öyle güzel olur ki, nazardan korkarız. O yüzden yüzünü duvakla örteriz. Kuru karanfil kolyesi bu üç, (düğün, doğum, ölüm) önemli gün içindir. Kolye sandıkta saklanır.  Sandığını her açışında, düğün gününü hatırlar. Bir kısmını doğumdan sonra bebeğini yıkarken kullanır. Bebeğinin daima  güzel kokması içindir. Diğer parçayı da ölünce mezara götürmek üzere saklar” Bu bilgileri alırken  duvak süslenmiş değişik bir güzellik ortaya çıkmıştı. İlginç bir el emeği ve yaratıcılık ortadaydı. Yüzyıllar önceye dayanan kadın dayanışması, süslenme, güzel olma sanatıydı bu. Damat evinin yakınları salonu hızla boşalttılar. Kızın ailesiyle vedalaşma zamanı gelmişti. Odada kızın annesi, arkadaşları ve yakınları vardı. İçeriye dedesi, babası ve erkek yakınları alındı. Babası kızının beline kırmızı kurdele bağladı. Bu kuşağın eskiden kırmızı bir yemeni olduğunu söylediler.  Sağ ayakkabısının içine para koyarak giydirdi. Vedalaşmaları bir baba kızın yaşayabileceği duygusallıkta oldu. Misafir kadınlardan biri vedalaşmanın uzamamasını istedi. Gelin kızın kollarından  girilerek, merdivenlerden inmesinde yardımcı oldular. Gelin kızı arabaya bindirdiler. Araba hemen gitmedi. Damadın bir arkadaşı, kız evinden, saksı içinde çiçek, küllü bakır çanak ve çivi istedi. Getirip arabanın bagajına koydu.  Köşk ilçemizde tarih öğretmeni ve araştırmacı, Mehmet Emin Dalkaç; vedalaşma sırasında babanın söylemek isteyip de söyleyemediği iyi dilekler gizlidir bu davranışlarda. Kırmızı kuşak; gayret kuşağıdır. Yılmamasını, zorluklara karşı gayretli olmasını. Ayakkabının içine konan para; hiç ummadığı zamanda ummadık yerden parasının gelmesini, maddi sıkıntı yaşamamasını, küllü çanak ocağının hiç sönmemesini,  odasına çaktığı çiviyle  evliliğinin çivi gibi sağlam olmasını. Saksı içindeki çiçek; kayınvalidesine, büyüklerine söyleyemediklerini genç kızlığında, su verirken konuştuğu,  evden getirilen bu saksıdaki çiçeğe söylemesi  anlamlarını taşıdığı  açıklamasında bulundu. Eskiden gelinlerin ata bindirildiğini ve attan indirilince geline şerbet ikram edildiğini, böylece bu evliliğin şerbet gibi tatlı geçeceği inancının yaygın olduğunu da ilave etti.

İnanmak, bir eylemi başarmanın anahtarıdır. Tabii ki günümüz koşullarına uyarlayarak inanmak. Ayakkabı içine konan bir para için; hiç maddi sıkıntı yaşamayacağına inanan bir Türk kadını değil yaratmak istediğim. Sıkıntılarda eşiyle mücadele edebilecek, özgüvenli kadını ortaya koymak ve geleneklerimize sahip çıkmaktı.

Gökkiriş köyünden Köşke gelip yerleşen, evliliklerini Ankara’da devam ettirecek olan; Zülfiye ile Ramazan’a  mutluluklar dilerim. Evlilikleri şerbet gibi olsun. 10.08.2008

Havva ÇETİNTÜRK

Aydın Eski Eser. Sev. Der. Başkanı

Emekli Öğretmen

,


Henüz yorum yapılmadı.

Cevaplayın