Köşe Yazısı/İstanbul’da Aydınlı Olmak | Aydın Derneği

Köşe Yazısı/İstanbul’da Aydınlı Olmak

16 Mart 2012

Aydın'dan

İSTANBUL’DA  AYDINLI OLMAK

 İlk gelişim  değildi İstanbul’a  aslında. Birçok defalar özellikle basketbol grup müsabakaları için birer haftalık seyahatlerimiz çok olmuştu.Bunlardan bir tanesiydi Kırklareli’ne giderken uğramıştık ve sadece Eminönü’nde balık ekmek yediğimizi hatırlıyorum D.S.İ basketbol takımı olarak.Fakat bu defa farklıydı çünkü en azından 4 sene  kalacaktım üniversite eğitimi için.Sene 92 aylardan Temmuz o zamanlarda Kadıköy tarafında Harem, Avrupa tarafında da Topkapı şehirlerarası otobüs garajları var. 12  saatlik bir yolculuk sonunda sabahın saat 5 i gibi Kartal tarafından girdik İstanbul’a . Hava halen alacakaranlık olmasına rağmen duraklar işe gitmek için bekleyen insanlarla doluydu, tabi o zaman ben daha trafik yoğunluğu diye bir şeyden haberim olmadığı için insanlar ne kadar erken işe başlıyorlar diye düşünmüştüm. Harem’e uğradıktan sonra köprüyü geçerken İstanbul biraz kafamdaki imajını düzeltti açıkçası o güzelim boğaz manzarasıyla. Topkapı garajından servisle Beşiktaş’a geldim. Aydın’ dan çocukluk arkadaşım Altar -o sene 1 . ligde  Ortaköy Spor Kulübünde oynuyordu-  beni karşıladı. Birlikte Yıldız üniversitesinin Beşiktaş Kampüsünün yolunu tuttuk. Evet Aydın çok sıcak bir şehirdir ve biz sıcağa çok alışkınızdır. Ama öyle değilmiş işte nem ne demekmiş ilk o zaman anladım. Hani derler ya yapış yapış diye işte aynen öyle. Tabi nereye gitsek mutlaka bir yokuş inip çıkıyoruz onunda etkisi büyük. Boşuna yedi tepeli şehir demiyorlarmış buraya. Bizim Aydın’da işin düşerde Hükümet konağı tarafına çıkman gerekirse çıkarsın sadece yokuşu oda hepsi hepsi  300 metre bile yok.

 Ben Aydın merkezde büyüdüm ve çok şiveli konuşmam aslında veya ben öyle zannediyordum  ta ki kayıt işlerini bitirip Beşiktaş!ta bir esnaf lokantasında yemeğe oturduğumuz ana kadar. Çorbayı beğenmiştim ama çok sıcaktı ve zaman kazanmak için garsona “bi çorba daha goyu goyda soğuyagoysun”  -hoş şu an ben bile anlamakta zorlanıyorum – dediğimde adam hangi dilde konuştuğumu anlamak için yüzüme uzun uzun baktı. Biraz zor olsa da garsona ne istediğimi anlatabildim ama bende anlamıştım farklı bir şehirde olduğumu ilk defa. Sonradan İstanbul Türkçesine yaklaştık tabi ama zaman aldı. Tolga Çandar’ın dediği gibi zaten başka şansımızda yoktu tabi kız arkadaş edinmek istiyorsak. Nedeni malumunuz.

 İlk 3-4 ay Aydın’dan arkadaşlarımız dışında kimseyle görüşmüyorduk. Psikolojik bir durum olsa gerek. Savunma mekanizmasının bir parçası herhalde, kendini rahat ifade edebilmekle veya güven duygusuyla ilgili sanırım. Asıl ilginç yanı ise şu anda görüşmekte zorlanıyoruz İstanbul’da yaşayan çocukluk arkadaşlarımızla ki bu şehrin bizden alıp götürdüğü şeylerden birisidir bu.

 İlk yıl en çok neyini sevdim İstanbul’un biliyor musunuz? Aydın’a dönüşlerini. Özellikle o uzun bayram tatillerinde değişik şehirlere üniversite eğitimi  için dağılmış tüm arkadaşlarımız toplanırdık.İlk gece adetten aile ile geçirilir ertesi gün  ver elini bulvar akşamına da -Borsa Restoran olur Turtay olur-  arkadaşlarla toplanılır. Yemek içmek faslı bittiğinde adettendir Aytepeye  uğranır mutlaka İncirliova girişindeki börekçi öncesi. O zaman dikkatimi çekti Aydın dışında yaşamanın hepimiz üzerinde nasıl aynı etkiyi yaptığını. Arabadan dinlediğimiz kasetlerde hep pop, rock parçaları dinlemek isteyen bizler şimdi Ege türküleri ağırlıklı takılıyorduk , zeybek oynayan bile vardı ki eskiden olsa gülerdik buna.

 Sonra ki yıllar hep bir telaşla hep bir yerlere yetişme, yok okulu bitirme yok işe girme ve başarılı olma kaygılarıyla geçiyor. Zaten o kaygıları taşımadığımız çocukluk yıllarımızı keyifle, en güzel günlerimiz olarak hatırlamamızın sebebi de bu değil midir?

 Aydın’dan eğitim için ayrılan birçok arkadaşım gibi bende dönemedim tabi okulu bitirdikten sonra. En büyük sorunumuz olan sanayileşme olmadığı ve sektörel çeşitlilik çok gelişmediği için kendimize maalesef bir gelecek göremedik doğup büyüdüğümüz topraklarda . O bereketli toprakların ve güzel havanın, bizim insanımıza verdiği rehavet sebebiyle diye düşünmüşümdür hep Aydın’ın sanayileşmede bu kadar geri kalmasını. Yoksa nasıl açıklayabiliriz başbakan bile çıkarmış olan böyle güzel bir şehrin neredeyse bir emekli kentine dönüşmüş olmasını.

 Ben kendi adıma çalıştığı, yaşadığı şehirlerde hep gurbette yaşar gibi davranmaya o şehri sahiplenmemeye karşıyım. Bu yüzden İstanbul’da da hep bu bilinçle yaşamaya çalışırım.Neticede oyunu kuralına göre oynamak lazım. Fakat kimse bir tarafımız Aydın’da kaldı diye de bizi suçlayamaz sanırım.

Cafer UYGUÇ



Henüz yorum yapılmadı.

Cevaplayın